Her şeyi kusursuzlaştırmak, bunu yaparken aynılaştırmak ve düzen peşinde koşmak derken, psikolojimizi de ‘ütülemeyelim’. Duvara ışık saçan metal apliğe buruşuk kumaş imajı, seramik vazoya bükülmüş karton efekti veriyoruz. Ham malzemeye, dokulu yüzeye, çatlamış ve yarım kalmış hissi uyandıran tasarımlara kucak açıyoruz.

Japon geleneklerinin bir yansıması olan kintsugi felsefesi, eksik ya da kusurlu olanın gözden  çıkarılmaması, hatta kucaklanması mantığından yola çıkılarak başlamış. Kimyasal yapıştırıcıların olmadığı XVI. yüzyılda, günümüzün değerli malzemesi altın, parçalanan ya da çatlayan porselen malzemelerin yapıştırılmasında kullanılıyormuş. Cam, porselen, seramik gibi hassas aksesuarlarınızın başına çatlama ya da kırılma gibi bir kaza geldiğinde dilediğiniz malzemeyle ona yeniden hayat vermeye ne dersiniz?


Beton etkisi

Yaşam alanlarında üzerine boya sürülmesi gereken bir malzeme olarak görülen beton, endüstriyel loft stilinin doğuşuyla ham haliyle açıkta bırakılarak özgürlüğünü ilan etti. Beton hem görünümüyle hem de dokulu yapısıyla zemin ve duvarlar kadar aksesuarlara da ilham kaynağı. Şüphesiz ki önceleri tavandan sarkan beton bir aydınlatmaya evlerimizde yer vereceğimizi düşünemezdik. Şimdi ise hangisini seçmeliyiz sorularıyla karşı karşıyayız. Beton aydınlatmadan mumluğa, kahvaltılıktan servis tabaklarına ve hatta kanepe, koltuk gibi oturma birimlerine bile ilham veriyor. Hem de en dokulu, en ham haliyle!

 

 

Daha ham, daha doğal

Eskidikçe daha dokulu ve karakteristik bir görünüm kazanan ahşap, uzun süreli kullanım avantajı, sıcak bir görünüm yaratması ve en önemlisi doğal bir malzeme olması nedeniyle çağdaş ve ekolojik evlerin vazgeçilmezleri arasında. Tasarımcılar artık ahşabın doğallığını daha vurgulu yansıtmak adına minimum işlemle ürünleri şekillendiriyor. Masa ortasından geçen bir çatlak ya da dolap kapağında yer alan bir yarık, kusur değil doğallık olarak tanımlanıyor.