Farklı tarzıyla dikkat çeken endüstri tasarımcısı Karim Rashid, kendini herhangi bir konuyla kısıtlamamış: Otelden çöp kutusuna, kıyafetten internet sitesine ve elektronik eşyaya kadar son derece farklı alanlarda başarılı ve bol para getiren işlere imza atmıştır. Farklı olmak en büyük tutkusudur. Genelde işlerine ilk kez bakanlar, dönüp bir kez daha bakarlar, ilginç ve farklı yaklaşımlara sahip bir sanatçıdır.

Mısır asıllı İngiliz tasarımcı Kanada’da lisans, İtalya’da yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra New York’a kendi stüdyosunu açmaya gitmiştir. 1993’ten beri burada tasarımlar yapan deha’nın: I Want To Change The World (Dünyayı değiştirmek istiyorum) adlı bir kitabı vardır. Karim Rashid, yaptığı ürünleri nasıl pazarlayacağını insanların ilgisini nasıl çekeceğini bilen ender endüstriyel tasarımcılardan birisi belki de birincisidir.

Karim Rashid, diğer tasarımcılar siyah giydiğinden beyaz ve hatta pembe tonlu renkler tercih ettiğini belirtse de, tasarımlarındaki aşırı renkler bir kusur olarak yansımaktadır. Renk tercihlerindeki abartı, kozmetik dışındaki tasarımlarında göze rahatsızlık verebilmektedir. Ayrıca herkesten farklı olmak konusundaki takıntısı aşırıya kaçtığından, başkalarından farklı olsa da, kendi ürünleri gittikçe birbirine benzemektedir.

Tarihten ve doğadan hiç haz etmediğini belirten sanatçı tabulardan ve katı geleneklerden de uzak durmaktadır.

Yüzlerce uluslararası ödül almış ve binlerce tasarımıyla değindiği her konuda yaklaşımları değiştirmiş Rashid, sık sık konferanslara katılıyor, konaklama yapılarının iç mekanlarını tasarlıyor, mobilya markaları ve bazı ürün grupları için tasarımlar yapıyor. Peki Karim Rashid’in günlük yaşantımızda tasarımın yeri üzerine felsefesi nedir?

Kariyerimin başlarında alabileceğim en büyük ödülün bir müzenin koleksiyonunda bir eserimin bulunması olacağını düşünürdüm.

Ama anladım ki, birinin evine girdiğim zaman kendi tasarımlarımı görmek çok daha heyecan verici benim için. Tasarımın “yüksek sanatın” bir parçası olması düşüncesi bana her zaman saçma gelmiştir. Bütün kariyerimi bu tuzağa düşmemeye çalışarak geçirdim. Bence tasarımcı fiziksel ve sanal dünyalarımızı insanlaştırır. İnsani deneyimler, fiziksel ve psikolojik etkileşimler, sosyal tavırlar, form, vizyon ve çağdaş kültür, global ve ekonomik konular… Bütün bunları geniş bir kapsamda algılama arzusudur tasarım kriteleri… Tasarım bir problem çözme metodu değil, yaşamımızı kolaylaştırma, estetik, deneyimsel ve duygusal olarak daha iyi bir hale getirmek demek.

Kendinizi tasarım sürecine nasıl hazırlıyorsunuz?

Bazı insanlar rutin yaşamayı severler, insanın doğasında vardır belki ama ben hareketli düşünmeyi seviyorum. Ayrıca işim gereği lüks düşüncesini algılamam gerekiyor, eskiden lüks mermer ve elmasla sınırlı iken şimdi çok değişti. Lüks, şimdi boş vakit bulabilmekle ilgili ve daha azla yetinmekle. Valizsiz en rahat koltukta seyahat etmek gibi. Ben belki bugün bir konferanstayım, yarın sanat gösterisinde olurum ya da bir otelde odasında veya bir müzikalde. Hayatımın bir parçası bütün bunlar ama ben bunları yaparken de düşünüyorum. Mesela Kore’de bir konuşmamın ortasında geçmişle ilgili hoşlanmayıp şimdiki zamanla ilgili sevdiğim şeyin ne olduğu sorusu takıldı aklıma. Yüzbinlerce yıldır insanlık analog iken son 30 yıldır dijital! Bizler öncüleriz. Herşeyi yaptığımızı düşünüyoruz ama bu sadece bir başlangıç. Analog dünya sabitti ve süreklilikten başka bir şeyle ilgilenmiyordu, mimarlarsa binaları abide olarak görürlerdi. Dijital ise ince, hafif ve harcanabilir. Geçmiş bütünle ilgiliydi, şimdiyse her birey özgünleşiyor. Ruhsallaşmamızın sebebi ve birbirimize bu kadar bağlanmamız dünyanın kurtulması için. Biz manevileştikçe dünya maddiyatını koruyor.

Bazıları için bu heyecan verici olsa da, teknolojik dünyamızı beğenmeyenler de var. Onlara ne dersiniz?

Bu çok etkileyici, iyi mi kötü mü bilemeyiz ama kesinlikle farklı. Ben bir idealistim ve bu bizim evrimimizin bir parçası. Sen ve ben çok daha bilgiliyiz ama insanlar zamanında ileriyi göremeyen saf canlılardı. Marshall McLuhan ve sosyologların bilgisayarların bizi insanlıktan uzaklaştırdığı ile ilgili konuştukları günleri hatırlıyorum. Ama bilgisayarlar tam tersini yaptı bence. Her zamankinden çok daha insanız. Şimdiye kadar diğer insanları bu kadar iyi algılayamıyorduk.
İç mekan tasarımı, moda, mobilya, ışıklandırma ve sanat…

“Her an herşeyi yapabilirim. Her şeyi tasarlıyabilirim” demiştiniz bir söyleşinizde. Endüstriyel tasarımdan iç mekan tasarımına geçişte nasıl bir yol izlediniz? Projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Ben endüstriyel tasarımla başladım işe ama iç mekana girdiğim zaman aynı yolu takip etmeye çalıştım. İç mekanda çok güzel bir ortam yaratmak mı yoksa sırf kullanmış olmak için malzeme kullanmak mı? Son elli yılın uyanışçı barok modası benim yaşadığım zamanla alakalı mı? Biz yeni yollarda ilerliyoruz ve bunun herhangi birşeyle ilgisi yok… Analog dünya bize çok fazla şey vermişti ama biz yeni teknolojilerle dünyanın değişip gelişmesini sağlıyoruz.

Yaptığım işlere bakarsak; bir çok paketleme işiyle uğraşıyorum ki bunu yapmayı çok seviyorum. Sonra markalaştırma işleri var, bir sürü grafik işi demek bu. Şu an bir seri duvar kağıdı ve bir seri de halı üzerinde çalışıyorum. Özellikle yüzey materyalleri ile çalışmayı çok seviyorum ve bir dünya markası olan LG Hausys’nin 2014 koleksiyonunu hazırladım ve çalışmalarım devam ediyor. Bana göre ahşap döşeme çok iyi bir döşeme türü değil ve bu marka ile yüzey kaplamalarında farklılık yaratıyoruz. Basit ve temel kavramlar ama yenilikçi ve futuristik bir tasarım. Hazırladığım HI-MACS ® Sparkle 2014 Koleksiyonu’nunun sınırsız seçenekler ve uygulama alanları sunan çarpıcı malzemesi bana ilham verdi ve LG Hausys için bir sandalye tasarladım. Göz kamaştıran HI-MACS koleksiyonumun karakteristik güçlü ve akıcı katı yüzey özellikleri ile çok yönlü dinamik hatları sayesinde farklı renklerden oluşan zarif bir tasarım oldu. Birden fazla eğimli yüzeyin kesiştiği ve HI-MACS levhalarıyla çalıştığım bu şık ve konforlu masa sandalye, tasarım sürecinin ardından kolaylıkla imal edilebildi. Sonuç olarak mimar ve tasarımcıların hayal gücünü destekleyecek bir malzeme diyebilirim…

Ayrıca birçok tasarımımında plastik kullanıyorum çünkü plastik harika özelliklere sahip bir malzeme. Uzun ömürlü, dayanıklı, geri dönüşümlü, yumuşak ve şekillendirilebilir… Yeni teknolojilerle kışkırtıcı ve organik şekiller oluşturabiliyorum. Plastik kullanarak tasarımlarımın daha erişilebilir olmasını da sağlayabiliyorum.

Tasarımlarınızda çoğunlukla plastik kullanıyorum dediniz ve bir çok mecrada ‘Plastik Prens’ olarak anılıyorsunuz. Ekolojik ve geri dönüşümlü malzemeler üzerine konuşurken neden plastik?

Plastiklerin dünyasındayız, 30 yıldır plastik şeyler tasarlıyorum ve plastikleri çok seviyorum. Bence plastik sadece her yerde oluşu ile değil aynı zamanda her şeyi de yapabilen malzemelerden biri oluşu ile önemli. İç organlarımızı ya da vücut parçalarımızı onunla yapabiliriz, vücudumuzu plastikle değiştirebiliriz. Polimerleri kozmetikte, yemekte ve kalan her şeyde de kullanabiliriz. Ama aynı zamanda bu plastiklerin bazıları çok zehirli, kanserojen ve sorumsuzlar. Ancak şu an üreticiler sorumlu plastikler kullanmakta özenliler ve son beş yılda bu çok belirgin bir şekilde arttı. Ben de son zamanlarda biyolojik olarak parçalanan polimerler kullanıyorum, bunlar meyvelerden yapılan şeyler, mısır polimerleri ya da Brezilya’daki chia meyveleri, ve eğer ki bir göz atarsanız polipropilene benziyorlar, ki bu da bir polimer. Brezilya’da çalıştığım bir firmada da polipropilen-polietilen üretiyorlar, ama yağ yerine şeker kamışları kullanıyorlar. Sonuç olarak bu inanılmaz sorumluluk sahibi bir davranış çünkü yağ kullanarak dünyayı kurutmuyoruz ve ikinci artısı da şeker kamışı çok hızlı büyüyen, bol meyveli bir malzeme, ben bunun işlerin değiştiğinin göstergesi olduğuna inanıyorum.

Ayrıca sadece geri dönüşümlü olmakla kalmıyor, ayrıca doğada ayrışabiliyor. Bazi materyaller ebediyen geri dönüşüm sürecinden geçebilir, plastik gibi, sonsuza kadar yineden kullanılabilir. Fakat diğer materyallerde geri dönüşümlülük özelliği moleküler bir yapıda değişmeye başlar, ta ki bu materyaller kullanılamaz hale gelene kadar. Bu nedenle geri dönüşümlülük hakkında bilgiye ihtiyacımız var. İdeal materyaller doğada çözünebilir olmalıdır ki bunlar doğada ayrışarak doğanın bir parçası haline gelsin. Böylece materyali baştan yaratabiliriz. Bunlara örnek olarak seramik ve camı gösterebiliriz. Benim bahsettiğim polimerler doğal moleküllerden oluşmaktadır. Şu an bile, bazı zeki insanlar, kimya mühendisleri, insan yapımı olan bütün plastikleri toplayıp yağa geri dönüştürülebilme oranlarını ölçerek deneyler yapmaktalar. Böylece süreci tersten başlatıp polimerden yağ çıkarabilecekler. Bunun muhteşem olduğunu düşünüyorum ve şu anda bu çok yapılan birşey.