Sıcak çikolatanızı alıp pencere önüne oturarak manzarayı seyre buyurun lütfen! Amerika’da, Rocky Dağları’nın eteklerinde Locati Architects ile Cashmere Interiors ortak yapımı muazzam bir chalet’deyiz.


Cashmere Interiors’un klasik ve lüks olarak özetleyebileceğimiz stili, bu chalet’de zengin koltuk döşemeleri, etnik desenli dekoratif yastıklar ve dokular üzerinden ışık buluyor.

Salonun farklı yerlerine serpiştirilmiş çeşitli ebatta heykeller, Afrika menşeili. Cashmere Interiors ekibi, çok sık seyahat ediyor.

Uzun, koyu renkli ahşap masanın çevresindeki sandalyelerin üzerindeki koyun postları, size bir chalet’de olduğunuzu hemen hatırlatıyor. Mutfak ve yemek bölümü, salondan ince bir cam panel ve onu örten perdelerle ayrılıyor.Sade ahşap mutfak dolapları, geometrik desenli ve bohem tınılı fayansların gücüyle renkleniyor.

“Eski ile yeniyi, klasik ile moderni, işlenmemiş sert malzeme ile cilalı parlak parçaları birlikte kullanmaktan çekinmeyin.”

Locati Architects ve Cashmere Interior’ın ortak çalışmasıyla ortaya çıkmış bu muazzam rustik chalet, Amerika’nın Montana eyaletindeki Rocky Dağları’nın eteklerinde yer alıyor. İsviçre veya Fransa Alplerinden zerre kadar eksiği olmayan bu görkemli dağın kenarına gelip konmuş bu chalet de, Avrupa’daki benzerleri kadar iddialı.
Oldukça geniş bir metrekareye yayılan dağ evindeki dekorasyonun yaratımı sırasındaki en büyük zorluklardan biri, beyaz ve tonlarından neredeyse hiç şaşmayarak rustik bir stil tutturabilmek  olmuş. Tüm oda ve ortak yaşam alanlarının arka planına baktığımızda beyazı görüyoruz. Burada beyaz, elbette tüm mekanlarda maksimum genişlikte tutulmuş pencereler aracılığıyla içerinin bir parçası haline gelen dağların zirvesindeki karlara gönderme yapıyor. Daha ötesi, dışarıdaki karın içerisindeki uzantısı haline geliyor. Montana Dağları’yla aynı eyalette, Maryland’de bulunan ve rustik Zen olarak tasvir edebileceğimiz dekorasyonun yaratıcısı Cashmere Interior, geçmişten esinlenen, retroyu seven ama bu sırada günümüzün imkanlarını ve yaşam stillerini de ıskalamayan bir yaratıcı ofis. Yıllar geçse de zamandan geriye düşmeyecek, demode olmayacak, zamansız, sade, klasik ve evrensel bir stilin peşindeler. Ne trendlere sıkı sıkıya bağlılar ne de geçmişe sıkışıp kalıyorlar. Bunları detaylıca anlatmamızın nedeni, bu evde de aynı prensiplerin uygulandığını görmemiz. Öyle ki, chalet’nin iç mekan tasarımını üstlenen ofisin sahibi Charlene Peterson, kısa bir süre için aslında bu evin de sahibiymiş. Kendi eserini o kadar sevmiş olacak ki, önce kendisi yaşayıp deneyimlemek istemiş.

Chalet’de en fazla hayranlık duyduğumuz yer, iki ranzanın, dolayısıyla dört yatağın bir arada olduğu bu oda oldu. Üst kattaki ranzaların minik bir perdeyle istendiğinde gözden uzak hale gelmesi de sevimli bir detay.

“Eviniz, güzel görünen ve öyle de hissettiren parçaların harika bir kombinasyonu  olmalı. Tıpkı harika bir kıyafet gibi size yakışmalı. Anlamlı, konforlu ve sizi ifade eden bir dekorasyon yaşamınızı güzelleştirir.”

Bebekli aileler için de uygun bir chalet burası. Elbette etraflı çevrili bebek yatakları bu kez ahşaptan ve bohem, dekoratif yastıklarla süslü!

Ebeveyn yatak odalarından birinde beyaz ve ahşap, somon renginin sıcaklığıyla dengelenmiş. Eski dallardan derlenerek oluşturulmuş organik görünümlü aydınlatma, tam da buranın ruhuna uygun.

Köşedeki kare formlu küveti sıcak suyla doldurup içinde keyif yaparken kendinizi bir dağın zirvesinde, minik bir cam kutunun içinde oturuyormuş gibi hissedebilirsiniz.

Banyo ile bar alanını birleşmiş gibi duran bu özel mekana sadece duş almak için değil, zaman geçirmek için de gelebilirsiniz. Antika aynalar, Cashmere Interior’ın retro ruhunun yansımaları.

Maskülen stilde ve koyu renkteki daha küçük banyoda yine iki ayna ve iki aydınlatma ünitesi bulunuyor.

Afrika desenlerini anımsatan göz alıcı duvar kağıdına bakıp burayı bir banyodan ziyade herhangi bir müzenin bir köşesi sanabilirsiniz. Oymalı ahşap dolapları ve antika lavaboları ile burası alıştığımız banyolardan epeyce farklı.

Bu dağ evinde elbette bir chalet’in organik yapısına uygun olarak temel materyalin ahşap olduğunu görüyoruz. Rustik duygu zaten ahşap ile doğru orantılı olarak kendini çoğaltırken, Zen etkisi birazda bu ahşapların beyaza boyanmış olmasından geliyor. ‘Ahşap, beyaz, dağ manzarası’ üçlüsü kendiliğinden sessiz ve oturaklı bir ortamı zaten hızlıca yaratıyor. Ofisin kurucusu ve dekorasyonla birebir ilgilenen Charlene, çok sık seyahat eden, buralardan sürekli veri ve aksesuar toplayan biri olduğu için bu dağ evinde de söz konusu bakış açısının izlerini görmek mümkün. Gündüzleri doğal gün ışığı içerideki beyazlarla çoğalırken, akşamları şöminelerin ateşi ve mumlar  kadar aydınlatmaların da mekanla uyumu önem kazanıyor. İşte bu noktada Zen+rustik etkiyi vermesi adına İskandinavya’ya, bilhassa Danimarka’ya uzanan Charlene ve ekibi, geometrik formlu, modern ve yumuşak aydınlatmalarla doğallık duygusunu tamamlamış.

Koltuk döşemeleri, kabarık halılar, çok sayıda kullanılmış yastıklar ile ‘kışın soğukluğu ile evin sıcaklığı’ çelişkisinin verdiği tatlı duygu pekiştirilirken, kullanılan tekstil ürünleri ve mobilyaların dokuları iyiden iyiye merkeze oturuyor.

 

Kaynak: www.locatiarchitects.com – www.maisonfrancaise.com.tr  –  www.cashmereinterior.com